Hakkında Alice in the Cities
Wim Wenders'in 1974 yapımı 'Alice in the Cities' (Alice Şehirlerde), Yeni Alman Sineması'nın önemli örneklerinden biridir. Film, Amerika'da bir gazetecilik görevi için bulunan ve bir türlü yazamama sıkıntısı çeken Alman gazeteci Philip Winter'ın hikayesini anlatır. New York'ta dönüş uçağını beklerken, tesadüfen tanıştığı bir kadın, kızı Alice'i birkaç günlüğüne ona emanet eder. Kadın ortadan kaybolunca, Philip, 9 yaşındaki Alice ile birlikte, onun Avrupa'daki büyükannesini bulmak için bir yolculuğa çıkmak zorunda kalır.
Siyah beyaz çekilen film, sadece fiziksel bir yolculuğu değer, aynı zamanda iki yabancı arasında gelişen beklenmedik bir bağın ve sorumluluğun duygusal yolculuğunu da perdeye yansıtır. Rüdiger Vogler, içine kapanık ve bıkkın gazeteci Philip'i olağanüstü bir doğallıkla canlandırır. Yvonne Riper ise küçük Alice rolüyle hem masumiyeti hem de kendi küçük dünyasının bilgeliğini muhteşem bir şekilde aktarır. İkili arasındaki kimya filmin kalbini oluşturur.
Wenders'in yönetmenliği, karakterlerin iç dünyalarını ve Amerikan ile Avrupa manzaraları arasındaki tezatlığı vurgulayan uzun, düşündürücü planlarla dikkat çeker. Film, modern hayatın yabancılaşması, iletişimsizlik ve aidiyet arayışı gibi temaları, didaktik olmayan, son derece samimi bir dille işler. 'Alice in the Cities', hızlı tempolu bir macera filmi olmaktan ziyade, izleyiciyi sakin ve derin bir karakter çalışmasına davet eder. İnsan ilişkilerinin inceliklerini, minimalist bir anlatımla keşfetmek isteyenler için mutlaka izlenmesi gereken bir başyapıttır. Yol filmi türünün sevilen örneklerinden biri olan bu film, samimiyeti ve poetik görsel diliyle iz bırakıyor.
Siyah beyaz çekilen film, sadece fiziksel bir yolculuğu değer, aynı zamanda iki yabancı arasında gelişen beklenmedik bir bağın ve sorumluluğun duygusal yolculuğunu da perdeye yansıtır. Rüdiger Vogler, içine kapanık ve bıkkın gazeteci Philip'i olağanüstü bir doğallıkla canlandırır. Yvonne Riper ise küçük Alice rolüyle hem masumiyeti hem de kendi küçük dünyasının bilgeliğini muhteşem bir şekilde aktarır. İkili arasındaki kimya filmin kalbini oluşturur.
Wenders'in yönetmenliği, karakterlerin iç dünyalarını ve Amerikan ile Avrupa manzaraları arasındaki tezatlığı vurgulayan uzun, düşündürücü planlarla dikkat çeker. Film, modern hayatın yabancılaşması, iletişimsizlik ve aidiyet arayışı gibi temaları, didaktik olmayan, son derece samimi bir dille işler. 'Alice in the Cities', hızlı tempolu bir macera filmi olmaktan ziyade, izleyiciyi sakin ve derin bir karakter çalışmasına davet eder. İnsan ilişkilerinin inceliklerini, minimalist bir anlatımla keşfetmek isteyenler için mutlaka izlenmesi gereken bir başyapıttır. Yol filmi türünün sevilen örneklerinden biri olan bu film, samimiyeti ve poetik görsel diliyle iz bırakıyor.


















